SİNEMA

INGMAR BERGMAN

Written by Elif_17

Ingmar Bergman,Andrei Tarkovsky’den sonra ‘’Varoluşculuk’’ felsefesini sinemaya aktaran en önemli yönetmenlerden biridir.Ingmar sineması Tarkovsky gibi kuramsal bir boyutla sinemaya bakmamış olsa da işlediği konular ‘’Varoluşculuk’’ felsefesinin ana ögeleri olarak görülen ve her ‘’Varoluşcu’’ filozofun değindiği ölüm,din,karamsarlık,sessizlik gibi benlik algısı üzerinde etkili olan ve bireyin var olma çabasını sorgulayan konu ve bunları işleyen filmlerle bezenmiştir.Ingmar 1918 yılında İsveçte doğmuş,2007 yılında 89 yaşında ölmüş ve bu yaşam tarihileri arasına 60 tan fazla film ile 170 tane tiyatro oyunu sığdırmayı başarmış bir yönetmendir.

 

http://www.filmloverss.com sitesinden alınmıştır

Ingmar Bergman’nın Varoluşculuk ile yoğrulmuş sinemasının başlangıcı çocukluk yıllarında ki düşsel yaşamı ile başlamış ve giderek mükemmel bir sinema diline ulaşmıştır.Ingmar Bergman çocukluk yılları ile ilgili olarak şu cümleyi paylaşır.Çocukluğunda sık sık rüya ile gerçeği birbirine karıştırdığından ailesine bunu anlatamadığından yakınır.Ünlü yönetmenin sinemaya bakış acısı ve kadrajına yansıyanlar aslında çocukluk dönemimde ki  düşsel gerçekçiliğinin ve insanı algılamasında ki farklılığını bir nedeni gibidir.

Ingmar Bergman’nın yaşamının önemli kesitleri ve yönetmenin kendi içinde oluşturduğu varoluş süreci her filminde kendini gösterir. Yaşamış olduğu beş evlilik ile birlikte kadınlara bakış açısı ve onların birey olma sürecini Tystnaden – The Silence (1963) filminde kendini fazlası ile göstermektedir. Bir papazın oğlu olarak katı bir eğitim süreci ile geçmiş çocukluğunun izlerini Fanny och Alexander – Fanny and Alexander (1982) filmi ile gözler önüne sermekten çekinmez ünlü yönetmen.

Yönetmenin ününü önemli bir oran da  büyük kitlelere ulaştıran filmi ise Smultronstället – Wild Strawberries (1957) ‘’ Yaban Çilekleri ‘’ dir. Filmde 78 yaşına girmiş bir Profesör olan Isak Borg’un Lund’a yaptığı yolculuk sırasında kendi varoluşunu,-aydınlanma sürecini- irdeleyen bir filmdir.

Film de profesör yolculukta aslında düşündüğü kadar iyi ve şefkatli olmadığının farkına varır aslında bu profesörün varoluşunun başlangıcıdır.Yarı düşsel ve yarı gerçekçi mekan ve kişiler film boyunca profesörün kendini sorgulaması içinde gider gelir;yolculuk bitimi ile eve dönen profesör kendi ile ilgili varoluşsal gerçeklere artık daha sahiptir.

Film anlayışında Andrei Tarkovsky’nin etkisi büyüktür. Yönetme olan hayranlığı başka bir yazı konusu olacak kadar önemli ve derindir ancak bu hayranlıkla ilgili olarak örnek verilebilecek en özel cümle ‘’ Ben bütün hayatım boyunca onun (Andrei Tarkovskyi) büyük bir doğalıkla dolaştığı kapıları yumrukladım durdum ama bu kapılardan içeri ancak birkaç kez süzülmeyi başarabildim…..’’(1) der.

Bir başka yazı da bu hayranlık üzerine önemli notları paylaşmaya devame edeceğiz

www.inklot.com

 

1.Ingmar Bergman’dan aktaran Nuyan,Elif,(2013)  Sinema Felsefesine Giriş,Sentez Yayınevi,Ankara,ss,65.

About the author

Elif_17

Leave a Comment